17 Ekim 2012 Çarşamba


Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda..
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
Biraz yorgunum..
Biraz kırgın..
Biraz da kirletti sensizlik beni !
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
“İyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni..
Gel diye beklemiyorum artık,
Hatta istemiyorum gelmeni..
Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum
Benim derdim yeter bana banane !
Alıştım mı yokluğuna ?
Vaz mı geçiyorum, varlığından ?
Tedirginim aslında,
Ya başkasını seversem ?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem..

Özdemir Asaf


16 Ekim 2012 Salı


Elini göğsünün üzerine koydu ve şöyle devam etti;

Sanki dedi, bak tam şuramda, sol yanımda eksik bir şey var. Bu kadarla da kalmıyor, o eksiklik bütün ruhuma doluyor. Ne yapsam eksilmiyor, ne yapsam dolmuyor.

Nazan Bekiroğlu - La-Sonsuzluk Hecesi




Rüyalarım Olmasa

Yıldızlara baktırdım fallara çıkmıyorsun 
Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa 
Pencereden bakmıyor yollara çıkmıyorsun 
Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa 

Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak 
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak 
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak 
Seni sarmam imkansız rüyalarım olmasa 

Sevmesem özlermiyim seni can pahasına 
Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına 
Adını söyleyemem senden bir başkasına 
Seni sormam imkansız rüyalarım olmasa 


14 Ekim 2012 Pazar

Sen Bilmiyordun

Gitmek istiyordum gitme diyordun
Beni karanlığa itme diyordun
Eşkiya kalbime hükmediyordun
Herkesten farkındım sen bilmiyordun

Sen beni üzüyor incitiyordun
Ben sana kırgındım sen bilmiyordun
Kalbimi kırıyor acıtıyordun
Ben sana dargındım sen bilmiyordun

Sen benim uykumu kahreden korkum
Sen zehir zemberek sen zehir zakkum
Sen benim cezamdın ben sana mahkum
Ben sana sürgündüm sen bilmiyordun

Sen yangın çıkarır ben söndürürdüm
Sevmesem dünyanı ters döndürürdüm
Seni sürüm sürüm süründürürdüm
Ben senin korkundum sen bilmiyordun

Sen bana günahtın sen bana yasak
Helale uzaktı düştüğüm tuzak
Ben sana tutkundum ben sana tutsak
Ben sana sürgündüm sen bilmiyordun

Bir yavuz hırsızdın dikleniyordun
Sustukça sabrıma yükleniyordun
Sen hiç beklemiyor bekleniyordun
Ben sana yorgundum sen bilmiyordun

Sen benim uykumu kahreden korkum
Sen zehir zemberek sen zehir zakkum
Sen benim cezamdın ben sana mahkum
Ben sana sürgündüm sen bilmiyordun


Cemal Safi  

İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi,kronik şüpheciler olmayı öğrenir. Ve bu o kadar yavaş, o kadar küçük dozlarda olur ki, başına gelene karşı asla uyanık değilsindir. Bu gerçekleştiğinde, artık çok geçtir. İnsanların "tecrübe" dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli derler: Onun çok deneyimli, çok akıllı, çok kurnaz bir insan olduğunu, onu kimsenin kandıramayacağını söylerler.

Belki onu kimse kandıramaz, ama o kendini kandırır. Değerli her şeyi kaybetti; hepsini kaybetti. O zaman çok tuhaf bir olay meydana gelir: İnsanlar, başka insanları sevemez, çünkü insanlar çok aldatıcı olabilir; nesneleri sevmeye başlarlar. 

Büyük bir sevgi ihtiyacı olduğu için, onun yerine koyacak bir şeyler bulmaya devam ederler: Kimisi evini sever, kimisi arabasını sever, kimisi elbiselerini sever, kimisi parayı sever.

OSHO


                                                             

13 Ekim 2012 Cumartesi




Hoş geldin! 
Kesilmiş bir kol gibi 
omuz başımızdaydı boşluğun... 
Hoş geldin! 
Ayrılık uzun sürdü. 
Özledik. 
Gözledik... 
Hoş geldin! 
Biz                                                          
bıraktığın gibiyiz. 
Ustalaştık biraz daha 
taşı kırmakta, 
dostu düşmandan ayırmakta... 
Hoş geldin. 
Yerin hazır. 
Hoş geldin. 
Dinleyip diyecek çok. 
Fakat uzun söze vaktimiz yok. 
YÜRÜYELİM.....


Nazım Hikmet 







Mevlana devrinin en bilgin, en eğitimli kişisi..Okumadığı kitap yok..Kütüphanesinde olmayan kitap yok..Sayfaların arasında dünyayı öğrenmiş, Ermiş bir adam..Bu yeni adam Mevlana'nın karşısına geçmiş, demiş ki; " Ben de öğrenmek istiyorum seninle, bana En önemli, En iyi üç kitabını Göster.." Mevlana kuşkulu işaret etmiş üç kitabını, Canı gibi Sevdiği Asırlık Üç Kitabı..Adam o üç kitabı şöyle bir gözden geçirmiş, sonra elinin tersiyle hepsini ordaki havuza atmış...Mevlana çılgın gibi kitaplarını kurtarmaya koşmuş..Kitaplar suda eriyor, mürekkepler suya karışmış, kapaklar bozulmuş, büzülmüş... Adam tutmuş Mevlana'yı:
" Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi dünyada arayacaksın. Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünyadaki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.''